Yenilenen “Öğretim Programları”  vesilesiyle üzerinde en çok konuşulan iki konu Atatürkçülük ve Evrim Teorisi oldu.

Süreç içerisinde "Atatürkçülük elden gidiyor" feryadı ortalığı kapladı. Üstelik daha önce de değindiğimiz gibi aslında bir değişiklik söz konusu değil. 

Yapılan değişiklik:

2005 yılında başlayan ve daha sonra kademeli olarak Orta Öğretime aktarılan ve temel ifadesini "yapısalcılık”ta  bulan anlayışın pratikte görülen aksaklıklarını düzeltmeye yönelik ve her dört yılda bir tekrarlanan rutin bir düzenlemeden ibaretti..

O halde bu gürültünün sebebi nedir? 

En basit ifadeyle, ön tedbir. 

Gürültü çıkararak, muhalefet ediyormuş gibi görünmek. 

Zira bir asrı geçen bir geleneğe sahip ittihatçı bürokratik yapı, halk nazarında meşruiyetine imkân sağlayan tek argümanınıkaybetmek istemiyor.

Yusuf Özkır’ın konu ile ilgili tespitlerine bakalım:

“Türkiye’nin darbeler tarihine bakıldığında aynı ideolojik dayanakların bütün darbelerde gerekçe olarak kullanıldığı görülür. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbesi ve 27 Nisan 2007 e-muhtırası dönemlerinde hem okunan bildirilerde hem de kamuoyuna sunulan gerekçelerde Atatürkçülüğün ve ülkenin laik, demokratik temellerinin zedelendiği yönünde pek çok ideolojik iddia üretilmişti. Dolayısıyla bu iddialara bakıldığında bütün darbelerin 'Atatürkçülük' bahaneedilerek yapıldığını söylemek zor değildir.

Maalesef Atatürkçülük cumhuriyet tarihi boyunca siyaseti yeniden dizayn etmek isteyen toplum mühendislerinin kullandığı en işlevsel aparatlardan birisi olmuştur.

Atatürkçülüğün böylesine kullanışlı bir aparat olması ve özellikle TSK’nın darbecilik geleneği içinde yer alan her cuntanın darbe yapmak için Atatürkçülüğü kendine kalkan yapması konusu üzerinde başta Atatürkçüler olmak üzere herkesin kafa yorması ve Atatürkçülüğü darbecilerin işlevsel aparatı olmaktan çıkartacak adımlar üzerinde düşünmesi gerekiyor.” (Star- Açık Görüş, 13.08.2016)

Dikkat edilirse, bu darbeleri gerçekleştiren ya da teşebbüs eden asker görünümlü cuntacıların açtığı çığır, son altmış yıl boyunca hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Asıl konuşulması gereken, darbecilere askeri okullarda verilen eğitimin mahiyetidi. Fakat oraya henüz hiç gelemedik.

Bu insanları kendi halkına silah doğrultmaya sevk eden, "halka rağmen halk için" anlayışıyla kendi halkına bu denli yabancılaştıran şey nedir? 

Bu noktada öncelikle konuşulması gereken Atatürkçülük değil, Atatürkçülük maskesi ardında halka karşı dizayn edilmiş askeri ve sivil bürokratik yapının sürekliliğini sağlamaya yönelik ideolojik, tek tipçi eğitimin mahiyetidir.

Zira yarın şartlar olgunlaşır bilimin aydınlığından nasiplenmemiş, cahil, bidon kafalı, sosyal evrimini tamamlayamamış millet tekrar askeri darbeye ihtiyaç(!) duyabilir. İşte o gün Atatürkçülük, darbenin meşruiyet gerekçesi olarak tekrar kullanılması gereken bir argümanolabilir. Yani halk sürece hazırlanmalıdır. Zaten modern dünyada eğitim ne için vardır.

Dinin kullanılmaya elverişli olduğunu gerekçesiyle kamusal alana(!) girmesine izin vermemek için var güçleriyle direnen Kemalist çevrelerin darbeler tarihi dikkatle alındığında tüm darbelerin gerekçesi olarak sunulan “Atatürkçülük” ile ilgili tavırları ise ibretliktir.

Ardan Zentürk’e kulak verelim: 

“Türkiye ne zaman yüzünü doğuya dönse, Avrasya coğrafyasında bağımsız politikalara yönelse eksen kaymasılaflarıyla ortalığa dökülen 'NATO muhiplerini”'geçiniz, tarihimizdeki  'tek eksen kayması' 1952 yılında NATO’ya üye olunmasıyla yaşanmıştır.”

Daha sonra, Menderes ve Demirel’in yaşadıklarını artarır. Özal’ın sonu ise hepimizin malumu..

“Erdoğan da Rusya ile Akkuyu Nükleer Santrali’ni yapıyor, S-400 alıyor, yaşadıklarına bir bakın...

Bir darbeler tarihi olarak adlandırılabilecek Soğuk Savaş yılları, o darbelerin Mustafa Kemal’in adı kullanılarak yapılmasına zemin hazırladı. Her biri NATO saldırısı olan darbelerin Türkiye’ye yönelik ideolojik zorlaması, 'NATO’cu/teslimiyetçi Atatürkçülük'oldu.Ergenekon-Balyoz kumpasları, 15 Temmuz’da karşılaştığımız manzara, emperyalist güçlerin kendilerini güvende hissetmek için TSK’yı bir 'FETÖ ordusuna' çevirmeye çalıştıklarını bize gösterdi.” (Soner Yalçın kitabın doğru yerinde, Star, 15 Ekim 2017)

Elbet bu millet: 

Emanete ihanet edenlerin alınlarına,  bundan sonra darbeyeteşebbüs edeceklerin de hiç akıllarından çıkaramayacakları o ihanet mührünü çakacak Ömer Halisdemir gibi yürekli kahramanlar,

"Namlusunu millete çevirmiş tanklara selam durmayacak"çelik iradeli yiğitler,

"Yola çıkarken kefenini giydiğini" her daim hatırlatan ve darbe/işgal gecesinde, bu hastalıklı ruhlara "ölümüne meydan okuyan Reis-i Cumhur”lar çıkaracaktır.

Fakat en basit ve yalın gerçek şudur: 

Ordu millete karşı değil, ülkeyi işgale kalkan düşmanlara karşı dizayn edilir ve edilmelidir. 

Yapılması gereken:

Darbe ve darbe teşebbüsü örneklerinden hareketle Atatürkçülük anlayışının darbelerin gerekçesi olamayacağı gerçeğinin yenilenen müfredatta ısrarla vurgulanmasıydı.

İmanlı Büyük Türkiye hayalinin olmazsa olmazı yeni bir eğitim sisteminin inşaasından geçmektedirler. Oysa sergilenentavır, darbelere zemin hazırlayan anlayışı aslında değiştirmedik açıklamalarından ibaretti.

12 Ekim 2017 tarihinde YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç tarafından Yükseköğretim Kurumları Sınavı" (YKS )açıklandı.

Bir yıllık hazırlığın ürünü olduğu ifade edilen YKS ile ilgili MEB bürokrasisinden henüz bir açıklama gelmedi.

İlk açıklanan haliyle tarih dersinin öneminin neredeysesıfırlanması, Darbeler Tarihi’ni öğrencilere ayrıntılarıylaanlatma imkânımızın da bir şekilde elimizden alınmasınavesile olduğu da ortadaydı.

Yoğun eleştiriler üzerine revizyona gidildi. Görünen o ki revizyonlar devam edecek. 

Bir başka ifadeyle yeni sistem şimdiden yamalı bohça olmaya aday.

Hiç bir öğrenciyi mağdur etmemeyi hedefliyorsak eğer, YKSsınavı bu yıl acilen ertelenmeli ve kamuoyun eleştirileri dikkate alınmalıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol