Bu söz Yalçın Küçük'e ait.

Yalçın Küçük gibi ordu vesayetini savunan birinden bu sözler nasıl çıkar?

Çıkar… Küçük, birileri tarafından satışa getirildiklerini düşünürse gerçekleri pat diye söyleyiverir, sonrasında bin pişman olsa da.

Bir öfke patlamasında bir başka gerçeği de haykırmıştı: “Bu devleti Sabetaistlerin kurduğunu söyletmeyin bize” diye bağıran, “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir İbrani devletidir” diye bağıran da oydu.

Oligarşinin ve onun medyasının kendini çok zeki sanıp (haliyle bizi de enayi görerek)iddia ettiği birşey var: “FETÖ'yu bu ülkenin başına bela eden AKP hükümetidir..”

Fakat ustalarından Yalçın Küçük “FETÖ bir ordu tarikatıdır” diyince işler değişiyor. Fethullah Gülen ve çevresindeki çekirdek kadronun bir ordu projesi olduğunu biz zaten biliyorduk da bazıları bilmemekte ısrar etti… Bu birileri arasında Bülent Ecevit de var, Süleyman Demirel de. Alpaslan Türkeş de var, Turgut Özal da. Mesut Yılmaz da var, Tansu Çiller de. “Bu ülkeyi biz yönetiyoruz siyasetçiler değil” diyen albaylar, generaller, Fethulah Gülen ve çetesini dayatacak da buna karşı durabilecek bir siyasetçi mi çıkacak?

Biri çıktı.

Erdoğan!

Türkiye muhalefetinin lideri. İktidara karşı halkı ile birlikte mücadele eden adam.

Şimdi karnımızdan konuşmayı bırakıp biraz daha açık konuşalım.. Bu ordu, belki de bir zamanların ordusu, Türkiye'nin ordusu değildi. NATO ordusuydu. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda birileri tarafından şekillendirilmiş ordu. Bana göre Gladyo'nun ordusu. Komuta kademesini eğitenler onlar, maaşlarını ödeyen onlar. Bundan 30 sene sonra komuta kademesinin nasıl şekilleneceğini hesap edenler, onlar. Umulmadık halk hareketleri esnasında kullanılacak K tipi, F tipi P tipi gibi birbirinden farklı görülen fakat bir merkeze bağlı olan oluşumlara yol verenler, onlar. Yani siz Gladyo'ya bağlı Ergenekon yapılaşmasını etkisizleştirirken, Fethullahçı yapılaşmanın boşalan yeri doldurduğunu ve bu yapının da Gladyo'ya bağlı olduğunu görmeyebilirsiniz. Ya da bu yapıyla mücadele ederken Gladyo'nun Perinçekçi kanadına teslim olduğunuzu farkedemeyebilirsiniz. Yeniçeri ocağı tasfiye edilirken Nizamı Cedid'in başınıza bela olacağını iyi kestirememiş olabilirsiniz. Çünkü bir geleneği değil, ismi değiştirdiniz. Oysa yapılması gereken otokontrolü oturtabilmekte. “Genç Osman büyük hatalar yapmıştı, Yeniçeri bu yüzden ayaklandı” diyen adamı subay okuluna öğretmen yaparsan, sonun Genç Osman gibi olur.

Hadi daha da açık konuşayım; NATO'nun, Gladyon'un hiç bir albayına, generaline güvenmeyeceksin. Herbirinin başına bir MİT elemanı dikeceksin. Attığı adımı kontrol edeceksin.

*****

Kimin döneminde devlete sızmalar daha fazlaydı?

Adına bugün Türkiye denilen topraklarda en güçlü siyasi hareketin İslamcılık olduğunu iyi etüt eden egemenler, bu harekatı kontrol altına alabilecekleri kişilerle çalışmak gibi akıllıca bir iş başardılar. Bu kişiler çeşitli adlar, ünvanlar ile aramızda dolaşıyor olabilirler. Geçmişte ve bugün FETÖ'den şikayet eden İttihatçılar, Kemalistler, ordu eliyle topluma FETÖ'yü dayatanlardır. Evlerine, dersanelerine, okullarına yol verenler onlar. Tekrar ediyorum bunu söyleyen sadece ben değilim. Bir öfke patlaması anında bile olsa üstadları Yalçın Küçük de aynı fikirde...

Fethulah Gülen ve oluşumu biraz daha akademik bir titizlikle incelenmeyi gerektiriyor. “Sizin döneminizde devlete daha çok sızdılar” karşılıklı suçlaması ile gideceğimiz bir yer yok. Birileri bu cemaatin üst yapısının (öğretmenle, doktorla, mühendisle, hemşireyle uğraşmayı bırakın artık ayıptır...) Gladyo ile ABD derin devleti ile Alman derin devleti ile ilgisi nedir, onu konuşsun. Ordunun kimin ordusu olduğunu konuşsun.

Bunu konuşmak sıkıyorsa, onu da anlarım...

Mecliste doğru söyler, Cizre'de şaşar

Meclisteki komisyon toplantıları “confession” gibi. İktidar partilerinin AK Parti hükümetini öve öve bitiremediği çalışma alanları bunlar.

En son, değişmez iktidarımız Cumhuriyet Halk Partisinin “hard-core”larından Muharrem İnce'nin AK Parti övgülerini seyretmiştim. Sayın İnce'ye göre AK Parti tüzüğü cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü tüzüğü idi. Sonra ne olmuşsa olmuş AK Parti bu özgürlükçü tüzükten sıkılmış ve bundan uzaklaşmış!..

Öyle diyor Muharrem İnce...

AK Parti'nin cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü partisi olduğu yıllarda bile, sayın İnce'nin kahraman generallerimizi göreve davet etmesini hatırlamasak ,bu polemiği yutabilirdik elbet...

Bir kaç gün önce tesadüfen HDP milletvekili Mithat Sancar'ın bir meclis komisyonu konuşmasını dinleme fırsatı buldum. Sayın Sancar'ın bir felaket habercisi kıvamındaki coşkulu konuşmasına kulak vermemek elde değil. Yanındaki isim ise piyasada solcu, şimdilerde Kürtçü olarak arz-ı endam eden  İttihatçı, Kemalist büyüğümüz Ertuğrul Kürkçü...

Konuşmanın genelinden çıkarılabilecek epey ders var, meselelere idolojik bakış açılarıyla yaklaşmayanlar için.

Mevzu, Anayasa üzerinde yapılacak değişiklikler..

“Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü esasında, anayasada düzenlenen idari yapısına aykırı tanımlamalar yapılamaz” şeklinde bir paragraf eklenmek istenmekteymiş. Bununla amaçlanan Kürdistan kelimesinin yasaklanmasıymış. Hatta Kürt kelimesinin yasaklanması, mecliste Kürtçe konuşmanın yasaklanması da anlaşılabilirmiş sayın Sancar'a göre.

Asıl hikaye bundan sonra başlıyor…

Mithat Sancara göre bu paragraf anayasaya eklenirse en başta AK Parti'nin entellektüelleri, medyası, hükümet yetkilileri hatta Cumhurbaşkanı bile yargılanabilirmiş. “Çünkü bunlar hem Kürdistan diyor, hem Kürt diyor, hem Dersim diyor, hem Kürtçe konuşuyor. Başta Cumhurbaşkanı defalarca Kürdistan dedi, federasyon dedi, defalarca Dersim dedi” diyor konuşmasında HDP'li milletvekilimiz. Konuşma şöyle devam ediyor: “Tüm bu konuştuklarımız şu anda suç değil, Anayasa Mahkemesinin kararları var, Türkiye'de Kürdistan kelimesini kullanmak suç değil, hatta İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış iki tane siyasi parti var; Kürdistan Sosyalist Partisi ve Kürdistan Özgürlük Partisi isimli. Bir diğeri de yolda, Kürdistan Demokrat Partisi. Barajı aşabilirlerse meclise gelebilirler.”

Şimdi farzedelim ki ben bir Kürt değil de Fransızım ve Türkiye'de olup bitenlere Fransız olmasam da basından takip edebildiğim kadarıyla vâkıfım...

Şöyle düşünemez miyim: “Ne yani madem AK Parti'yi savunan entellektüeller, medya, hükümet çevreleri, başbakan, Cumhurbaşkanı Kürdistan diyor, federasyon diyor, Kürt diyor, Kürtçe konuşuyor. Madem bu hükümet döneminde Türkiye'de Kürdistan isimli partiler özgürce siyaset yapabiliyor. O halde neydi  sizin savurduğunuz felakat senaryoları öyle? Neydi  o sizin Kürdistan'a gidip Kürt çocuklarına “Bu hükümet sizi yok etmek istiyor” ajitasyonlarınız, kışkırtmalarınız? Neydi o Kürt çocuklarını ölüme göndermek için akıl almaz gayretleriniz?

Bir Fransız böyle düşünürdü sanırım: “Je Crois...”

Fransız derin devleti ile ilişkisi olmayan bir Fransız elbet...

Ya Mithat hocam, vallahi insanın “malawe naşewite” diyesi  geliyor...

Söylenmese eksik kalırdı

"Me fermana tenzîmatê ragihand, çênebû. Me meşrûtiyet ragihand, çênebû. Me komar ragihand dîsa çênebû. Yawo edî em hinek jî cidîbûnîyê ragihîn in..."

“Tanzimat ilan ettik olmadı. Meşrutiyet ilan ettik olmadı. Cumhuriyet ilan ettik olmadı. Yahu biraz da ciddiyet ilan etsek...”

- Sakallı Celal-

Milat

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol