Öne Çıkanlar istanbul dünya kadir demirel Hakan Şükür MErsin akif emre KPSS alan bilgisi

“Yeni Dünya Düzeni” hamleleri ve "Kıyamet Savaşı" teorisi! (Analiz)

Zira bölgede “Kıyamet Savaşı”nı başlatmayı hedefleyen yeni plan olanca hızıyla hayata geçirilmeye çalışılıyor. Suudi Arabistan – İran ikilisi üzerinden tüm Ortadoğu’da yeni bir savaşın başlatılmak istenilmesinin altında da bu yatıyor.

Daha önceki yazılarımda da altını çizdiğim üzere, bu plan aslında uzunca bir süredir devrede, fakat hayata geçirilemiyor. Bunun en temelinde yatan neden ise Türkiye’nin bölgedeki ön alıcı hamleleri ve bu kapsamda uygulamaya koyduğu, 27 Haziran sonrası uygulamaya koyduğu yeni politika ve bunun alanda etkisini göstermeye başlaması.

Dolayısıyla, Suudi Arabistan-İran eksenli Neo-Con planın devreye sokulması ve hızlandırılmasının altında büyük ölçüde bu husus yatıyor. Biliyorlar ki, eğer bir an önce harekete geçilmez ise başta ABD olmak üzere Batı çok daha farklı bir Ortadoğu-İslam dünyası ile karşı karşıya kalacak. Bu ise ABD/Batı’nın “Kenar Kuşak Politikaları”nın büyük bir darbe alması ile eşdeğer olacaktır. Bundan ötürü Suudi Arabistan-İran krizinde jeopolitik-stratejik boyut üzerinde ağırlıklı olarak durmak gerekiyor.

Nitekim plana dikkatlice bakıldığında ABD/Batı’nın “Yeni Suudi Arabistanlar” üzerinden Kızıldeniz ve Basra merkezli olarak “Arap Ortadoğusu”nu daha etkin bir şekilde kontrol etmek istediği görülecektir.

Buna göre ABD/Batı’nın bu kriz ile şu kazanımları hedeflediği anlaşılmaktadır:

1) BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)/BİP’i (Büyük İsrail Projesi) tehdit etmeye çalışan bölgesel yeni oluşumu akamete uğratmak;

2) Kontrol altına alınmış ya da zayıflatılmış İran ve Suudi Arabistan ile Rusya’nın güneye doğru politikasında önemli bir çıkış kapısı olan Basra Körfezi’nin kontrolünü büyük ölçüde ele geçirmek;

3) Yeni İpek Yolu Projesi’ni (Kuşak-Yol) kontrol altına almak, akamete uğratmak.

Dolayısıyla Suudi Arabistan-İran üzerinden Yeni Ortadoğu inşa sürecinin başarılı olması Rusya’nın hiç ama hiç işine gelmez. Bir diğer ifadeyle, her ne pahasına olursa olsun Suudi Arabistan’ın kaybedilmemesi ve Lübnan’da bir “İsrail zaferi”nin önüne geçilmesi oldukça önemli bir yere sahip. Bu noktada Rusya, başta Türkiye olmak üzere, bölge ile hareket etmek zorunda. Zira İslam jeopolitiğini ABD/Batı’ya kaptıran Rusya, bir süre sonra yakın çevresi ve kendi içindeki Müslümanlarla çok daha sıkıntılı bir sürece girebilir.

Rusya elbette bunun farkında. Türkiye’nin yakın çevresinde ve gönül coğrafyasında oluşturmak istediği güvenlik eksenli işbirliğini desteklemek mecburiyetinde olduğunu bilir. Zira Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı risk-tehditler, bir süre sonra Rusya’nın yüzleşmek zorunda kalacağı güvenlik/beka sorunları ile eşdeğer olacaktır. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse; Türkiyesiz bir Rusya, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya hattında sınırların tamamen ABD/Batı’ya açık, Rusya’ya ise kapalı olması anlamına gelmektedir.

Rusya’ya Afrin ve S-400 Mesajı…

Bu kapsamda ziyaret öncesi yaşanan iki gelişme oldukça önemli. Bunlardan birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin sınırındaki Karasu Çayı üzerinde köprü inşa faaliyetlerini başlatması ve Karasu’yu geçmesiyle ilgili iddialar; ikincisi ise Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli tarafından yapılan “S-400 füzeleri satın alınmıştır. Bundan sonra artık detaylar ama onunla yetinmiyoruz.” açıklaması.

Öz Türkçe ifade ile Rusya’ya ziyaret öncesi şu kritik mesaj veriliyor: Afrin-Münbiç noktasında Türkiye kararlıdır. 27 Haziran’daki mutabakatın ruhuna uygun olarak hareket edelim ve bu işi daha fazla uzatmayalım. Eğer Afrin’de bir mutabakat sağlanamaz ise o zaman Rusya’nın PYD terör örgütü ile olan ilişkisi çok daha büyük bir krize yol açabilir. Türkiye, Rusya’ya “yeni müttefikin hayırlı olsun” diyebilir.

İkinci mesaj ise S-400’ler ile ilgili. S-400’ler sadece bir başlangıç, bu başlangıcın da artık adını koyalım ve daha ileri bir aşamaya taşıyalım deniliyor. Türkiye’nin belirsizliğe tahammülü olmadığı, zira bölgenin yeni bir kaos sürecinin içine girdiği ve bu bağlamda ABD/Batı/NATO tehdidinin artık daha görünür bir hal aldığı dolaylı bir şekilde oraya konuluyor.

Nitekim Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılan açıklamada da bu noktalara dikkat çekiliyor ve ziyaret bağlamında şu hususlar ön plana çıkartılıyor: 1) İki ülke liderleri arasında yapılacak görüşmelerde, ikili ilişkiler ile başta Suriye olmak üzere bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunulacak; 2) Rusya ile ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma hedefini gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek; 3) Bu kapsamda geriye kalan son bazı ticari kısıtlamaların tamamen kaldırılması ve vize muafiyet rejiminin yeniden tesis edilmesi yönündeki beklentiler tekrar vurgulanacak; 4) Enerji alanındaki yakın işbirliği de ele alınacak.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; Türkiye-Rusya arasındaki işbirliği tarihi bir fırsatın değerlendirilmesi açısından oldukça önemli bir sınavdan geçiyor. İlişkilerin daha da genişletilmesi-derinleştirilmesi, başta milli güvenlik/beka mevzusu olmak üzere, şu konjonktürde iki devletin lehine. Türkiye açısından Rusya dengesi ne kadar önemli ise Rusya açısından da Türkiye dengesi o kadar hayati bir yere sahip. Bunun Moskova tarafından da net bir şekilde görülmesi lazım. Zira Washington ve diğerleri bunun farkında ve bundan dolayı Türkiye, yakın çevresi ve müttefikleri üzerindeki baskılarını artırmış durumdalar…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol