Öne Çıkanlar Cumhurbaşkanlığı korumaları Goldman Sachs MErsin Almanya ÖSYM kaymakam Türk Lirası

"Trump'ın onayıyla Suudi Kraliyet temizliği" (Çeviri-Analiz)

Hafta sonu Suudi Kralı Selman ve güçlü oğlu, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın zımni onayıyla, kendi kraliyet ailesi içinde daha evvel hiç görülmemiş bir tasfiyeye girişti. Ana hedefler parayı, medyayı veya orduyu kontrol eden kraliyetin erkekleriydi. Tutuklananlar arasında 11 önemli prens, birçok mevcut veya eski bakan, üç büyük televizyon istasyonunun sahipleri, silahlı kuvvetlerin en önemli biriminin başı ve dünyanın en zengin adamlarından biri de vardı.


Eski bir Amerikalı yetkili bana dedi ki bu, “Warren Buffett ve ABC, CBS ile NBC kanallarının sahiplerinin tutuklandığını öğrenerek güne uyanmaya denk. Bir darbenin her belirtisi var. Suudi Arabistan hızla başka bir ülkeye dönüşüyor. Kraliyet hiç bu denli istikrarsızlaşmamıştı.”


Bu temizlik, hem –dünyanın en büyük petrol üreticilerinden ve ihracatçılarından biri olan– kraliyet içinde hem de Ortadoğu’da, küresel finans piyasalarında ve uluslararası toplumda korkunun şok dalgalarını yaydı. Tutuklamalar pazartesi günü de devam etti ve bu baskının ne zaman sona ereceğine dair ortada hiçbir emare yok.


Bu yaşananları eleştirenler de destekleyenler de tasfiyeleri tezgâhlayanın yönetimde hızla yükselen Veliaht Prens Muhammed bin Selman olduğuna inanıyor. Bin Selman, aşırı muhafazakâr kabile toplumunu modernleştirme yeminleri etti; ama bunu yapmak için bütün önemli ekonomi, siyaset, güvenlik ve kraliyet makamlarını ele geçirdi. Daha evvel Kraliyet ailesinin üst düzeylerinden ve ABD’nin en yakın müttefiklerinden olan eski Veliaht Prens Nayif’i haziran ayında görevden almakta etkili oldu. (İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Prens Nayif şu an ev hapsinde.) Eylül ayında da Veliaht Prens bin Selman, tanınmış entelektüellerin ve din adamlarının tutuklanmasına önayak oldu.

Uzmanlara göre; Baba-oğul ikilisi, (en az) yüzlerce prensi safdışı bırakarak tamamen yepyeni bir kraliyet ailesi yarattı bile. Washington’daki Woodrow Wilson Merkezi’nde araştırmacı olan David Ottaway ile konuyla ilgili yaptığım yazışmada şunları belirtti: “Suud Hanedanı ve bütün dünya artık biliyor ki Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 81 yaşındaki babası Kral Selman’ın ölümü veya tahttan feragati halinde yönetimi devralmak için her yola başvurmaya hazır. Suudi Arabistan tarihinde daha evvel hiç böyle bir şey yaşanmaması, kraliyetin sonuçları bilinmeyen meçhul sulara daldığı izlenimi veriyor.”


Veliaht prens, servetlere el koyma ve seyahat yasağı uygulama yetkisine de sahip. The Times’ın haberine göre, geniş Suudi kraliyet ailesinin her ferdine yurtdışına çıkış yasağı konmuş. Suudi Arabistan’ın kurucusu İbn Suud’un 40’ı aşkın oğlu ve bundan çok daha fazla kızı vardı. Sülalenin nüfusunun şimdilerde 6000 ila 15.000 dolaylarında olduğu tahminleri yapılıyor; 2010’da Forbes dergisi bu rakamın iki kat fazla olabileceğini de iddia etmişti.


1953’te İbn Suud’un ölümünün ardından ilk nesil evlatlar –diğer kardeşlerin de rızasıyla– sırayla kraliyet tahtına oturdular. Konsensüsle ülkeyi yönettiler. Ama artık işler böyle değil: Torunlar arasından çıkan bir genç prens şimdi bütün herkesi bir kenara itiyor.


Uluslararası Kriz Grubu’ndan ve Obama döneminde Milli Güvenlik Konseyinde görev yapmış Robert Malley dedi ki “Çarpıcı olan, bunun nasıl sistemli bir süreç olarak ilerlediği. Muhtemel muhalifleri susturmak veya kenara itmek veya harcamak için ufak adımlarla ilerledi. Kimse onu durduramadı. Muhaliflerinin hakkından geldi.”


Son iki yıldır kraliyeti –ve kraliyet ailesini– yeniden tanımlayan o köklü değişimleri Trump yönetimi desteklemekte. Asya turuna çıkarken Başkan Trump, “(...) ılımlı İslam”la ilgili açıklamaları (...) nedeniyle telefonda kral ve oğlunu övdü. (...)


Trump, ayrıca Aramco hisselerinin halka arzının New York Borsası veya Nasdaq da gerçekleşmesine kraliyeti ikna etmeye bizzat çalıştığını söyledi. (...)


Trump, hisselerin ABD’de arzının içerdiği risklere hiç değinmedi; ancak 2016’da Kongre’den geçen Terörizme Destek Verenlere Karşı Adalet Yasası (JASTA) gereği ABD’deki herhangi bir Suudi mal varlığına el konma ihtimali var. Bu yasa, 11 Eylül kurbanlarının ailelerinin Manhattan alt mahkemesinde Suudi Arabistan’a karşı dava açmasına izin veriyor. Eğer ki kraliyet aleyhine mahkemeden bir karar çıkarsa JASTA, bir hâkimin kraliyetin ABD’deki servetini tazminat almak için dondurmasına da izin veriyor.


Eski bir CIA, Pentagon ve Milli Güvenlik Konseyi çalışanı olan Bruce Riedel’a göre “Bu da Suudi Arabistan’ın [Aramco hisselerinin arzını] New York Borsası’nda yapması halinde aşırı derecede zarar görebileceği anlamına gelir. Ve onlar bunun farkında.”


İronik olan şu ki Trump, JASTA tasarısını desteklemiş, Başkan Obama’yı veto ettiği için kınamış ve seçim kampanyası sırasında “Obama’nın Terörizme Destek Verenlere Karşı Adalet Yasası’nı veto etmesi utanç verici; bu kararı, başkanlığının dibe vuruş anlarından biri olarak tarihe geçecek” demişti. Kongre, Obama’nın vetosuna rağmen yasayı tekrar kabul etmişti. Bu, Kongre’nin Obama’ya karşı çıkıp tasarrufunu geçersiz kıldığı tek vakaydı ve görev süresi dolmak üzereyken yaşanmıştı. Şimdilerde Trump bu yasayı eleştiriyor.


Haziran ayında the Wall Street Journal gazetesinde çıkan bir habere göre, JASTA’ya karşı yürüttüğü lobi faaliyeti çerçevesinde Suudi Arabistan, Trump’ın Washington’daki yeni oteline –konaklama, yemek servisi ve otopark masrafları olarak– 250 milyon dolardan fazla bir harcama yapmış. Lobi faaliyeti kapsamında, JASTA yasası aleyhine konuşması için Capitol Hill’e ordudaki gaziler getirtilmişti.


Trump yönetimi Suud Hanedanıyla sarmaş dolaş. Trump’ın ilk yurtdışı gezisi Suudi Arabistan’aydı. Trump’ın damadı Jared Kushner, çöl krallığına ekim ayı sonunda gizli bir ziyaret gerçekleştirdi ve bu, yıl içindeki üçüncü ziyaretti. Resmiyette ana gündem Ortadoğu Barış Süreci olsa da Kushner, Suudi Veliaht Prensi’yle yakın ilişkiler geliştirmiş durumda. (Her ikisi de henüz daha otuzlu yaşlarında.) Kraliyet ailesinin Trump yönetimiyle yakın ilişkilerinin, kral ile oğlunun elini kendi insanlarına karşı sert adımlar atmakta rahatlattığı açık ortada.
Art arda yaşanan tasfiyeler, veliaht prensin hem kırılganlıklarının hem de artan gücünün bir yansıması olup bu, kısmen onun aşırı muhafazakâr kraliyeti dönüştürme planlarından ve bölge çapında artan Suudi varlığının sıkıntıda olmasından kaynaklanıyor. Prensin iddialı oyun planı 2030 Vizyonu, petrol bağımlısı devlet imajını yıkma amacı taşıyor. Ancak ihtiyar liderleriyle nam salmış kraliyette herkes 32 yaşındaki veliaht prensin arkasında durmuyor.


Yakında piyasaya çıkacak Krallar ve Başkanlar: F.D.Roosevelt’ten Günümüze Suudi Arabistan ve Amerika kitabının yazarı Riedel bana dedi ki “Bu, genç bir generali başa geçirmenin hikmetini ciddi şekilde sorgulayan kraliyet ailesi içinde veraset sistemini zorlama girişimi. Duyulan şüpheler sağlam temele dayanıyor.”


Riedel şöyle devam etti: “Suudi 2030 Vizyonu, iktisadi anlamda giderek bir başarısızlığa dönüşüyor. Daha ziyade Ponzi Oyunu’na benziyor 500 milyar dolarlık bir yatırım çekeceği varsayılan ve Suudi toplumunun kurallarının uygulanmayacağı –ki bu, kadınlar her ne isterse yapabilir anlamına geliyor– Akabe Körfezi’ndeki bu yeni Neom şehrinin insandan daha fazla robotları olacak. Bu, ciddi bir proje değil, insanların dikkatini gerçek meselelerden başka yöne çevirmek için kullanılan türden.”


Veliaht prensin bölge stratejisi de ya çamura saplandı ya da geri tepti. Şu an Brookings Enstitüsü’nde görev yapan Riedel, “Onun alamet-i farikası olan politika Yemen Savaşı ve şimdilerde bu politika geri dönüp Riyad’ın başına musallat olmakta. Katar ablukası bir başarısızlık. Katar’ın tıpkı Bahreyn gibi [kendisine] uzantı [bir toprak] olmasını istiyor. Ama Katar boyun eğmedi” diye devam etti.


Hafta sonu Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin istifa etmesinde yine bölgesel bir güç gösterisinin parçası olarak Suudi Arabistan parmağı var gibi görünüyor. (...)


Uluslararası Kriz Grubu’ndan Malley bana dedi ki “Suudi Arabistan, Hariri’ye gelmesini emretti ve onu istifa ettirdi. Bu, İran’ın ve Hizbullah’ın hakkından gelmek için verilmiş bir Suudi kararıydı. Her şey apaçık ortada. Muhammed bin Selman, –aslında tek bir bütünün parçaları olan– yurtiçinde ve bölgede yaptıklarıyla (i) evinin içini temizleme, (ii) bölgede kendisinin ve kralın daha iddialı bir aktöre dönüşmesini sağlama ve (iii) içeride tartışmasız kabul edilir hale gelme amacı güdüyor.”


Kralın geniş ailesindeki tasfiyeler yolsuzlukla mücadele temeline dayandırılarak meşrulaştırıldı. Ancak Suudi diplomatlara danışmanlık da yapmış şu an sürgünde yaşayan önde gelen Suudi gazetecilerden Cemal Kaşıkçı dedi ki “Yolsuzluk Suudi Arabistan’ı 40-50 yıldır öldürmekte. Suudi Hanedanındaki yeni çizgi de yolsuz ve yozlaşmış olduğunu iddia etmesine rağmen kraliyetin diğer fertleriyle aynı türden işleri kurmakta. Buna rağmen diyorlar ki ‘Senin yaptığın kötü ve yozlaşmış, ama benim yaptığım öyle değil’.”


Tutuklananlar arasında, ticari girişimlerinde Michael Bloomberg, Rupert Murdoch ve Bill Gates gibi isimlerle dirsek temasında bulunmuş milyarder yatırımcı Prens el-Velid bin Talal da var.


El-Velid uluslararası alanda emlak krallarından biri olup Londra’daki Savoy ve Paris’teki George V de dâhil dünyadaki nadide otellerin sahibi. Büyük bir hayırsever olarak 2005’te Georgetown Üniversitesi’ne Müslüman-Hıristiyan Uzlaşı Merkezi için 20 milyon dolar bağışladı ve merkeze onun ismi verildi. Servetinin büyük kısmını yardım faaliyetlerine ayırma sözü vermişti.


Prens el-Velid, yüksek sosyete profili çizerek yönetimde herhangi bir rol almamış ve siyasete girmeyi de düşünmeyen bir isimdi. Ancak 2012’de the Wall Street Journal gazetesine şöyle yazmıştı: “Eğer ki Arap Baharı’ndan alınması gereken bir ders varsa o da şu: Ortadoğu’da esen değişim rüzgârları önünde sonunda her bir Arap devletine ulaşacaktır. Dolayısıyla hala daha halkı nezdinde itibarını ve meşruiyetini ciddi ölçüde koruyan bilhassa Arap monarşilerinin, vatandaşlarının siyasi hayata daha fazla katılımını sağlayacak tedbirleri benimsemeye başlamaları için gayet uygun bir vakit.”
(...)


Prens el-Velid, Donald Trump’la çatışmakta. Daha evvel döneminin emlak kralından New York City’deki Plaza’yı satın alan yatırımcılardandı; ayrıca geleceğin Amerikan Başkanı’ndan bir de yat satın almıştı. Ancak Trump’a siyaseten zarar vermişti. 2015 Aralık’ında şöyle bir twit atmıştı: “.@realDonaldTrump. Sen sadece Cumhuriyetçi Parti’nin değil bütün Amerika’nın yüz karasısın. Amerikan başkanlık yarışından çekil, zaten asla kazanamazsın.”


Trump sekiz saat sonra cevap vermişti: “Sersem Prens @Alwaleed_Talal babasının parasıyla Amerikalı siyasetçilerimizi kontrol etmek istiyor. Seçildiğimde bunu yapamayacaksın.” (…) (Bu arada hatırlatmakta fayda var, Trump da babasından muazzam bir mali destek almıştı.)


Hafta sonu tutuklanan en güçlü isim, Milli Muhafızların başı ve 2015’te hayatını kaybeden Kral Abdullah’ın oğlu Mitab bin Abdullah’tı. Şu anki veliaht prensten 40 küsur yaş büyük olup bir zamanlar muhtemel kral olarak görülmekteydi. Görevi kraliyet ailesini korumak olan ülkenin en güçlü askeri kuvvetini yönetmekteydi. 


Wilson Merkezi’nden Ottaway’a göre, “Prens Mitab’in tutuklanması, Suudi Arabistan’ı, hala daha rüştünü ispat edememiş sonradan türedi 32 yaşındaki bir prensin diktatörlüğünün beklediğine dair güçlü bir sinyal veriyor, tabii ki önümüzdeki yıllarda Suudi Hanedanının istikrarını iyiden iyiye tehdit edebilecek kraliyet içinde muazzam gerginlikler ve dargınlıklar eşliğinde...”

Birçok uzman tutuklamaların devam edeceğini öngörüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Ortadoğu ve Kuzey Afrika masası direktörü Sarah Leah Whitson dedi ki “Bu, gözü kara bir taht oyunu. Eğer ki bugün ben Suudi eliti arasında olsaydım rahatım hiç yerinde olmazdı. Birçoğu zaten uzun süredir kaosa ramak kaldığının farkındaydı. Son tutuklamalar da bunun diğer bir işareti.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol