Son günlerde medyada ilahiyattan milli eğitime kadar birçok alanda reyting getiren tartışmalar arttı.  Ama genellikle sirklerde görülenlere benzer bir göz bağcılığı yapılıyor ve asıl soru gizlenmiş oluyor: Hem Batı kapitalizmini benimseyip, hem de yerli ve milli değerleri muhafaza etmek mümkün müdür? Bu soruya cevap verebilmek için önce Batı kapitalizminin bize sunulan ambalajını biraz açıp cilasını kazıyarak özünü anlamamız gerekir. 

Sermaye dini 

Batı kapitalizmi Avrupa’da çok uzun ve kanlı mezhep savaşları sonrasında insanların dünya işlerine dönüp aile ve çoluk çocuklarıyla ilgilenmek istedikleri bir dönemde ortaya çıktı ve kabul gördü. Bu sistemin özü insan emeğini ileri düzeyde örgütleyerek sermayeyi durmadan büyütmektir. 

Kapitalist metaların (malların) değerini içindeki organize emek miktarı belirler, sermaye sahibi altyapı ve hammaddeyi getirir. Organize emek sayesinde işlenen hammadde ya da ara malın değeri artar, elde edilen artı değer tekrar yatırım olarak geri döner ve çember büyür gider. Ancak bu sürece emekleriyle katılıp artı değerin ortaya çıkmasını sağlayan insanlara sadece geçinebilecekleri kadar ücret verilir. Onlar da hayatta kalabilmek için kendi emeklerini kiralamaktan başka çareleri olmadığından bunu mecburen kabul ederler. Sistemin özü budur ve özellikleri buradan doğar. 

Din karşıtıdır 

Batı kapitalizminin ortaya çıkışından önce insanlar toprağa ya da kişisel ilişkilere bağlıydılar. Değer, inanç ve geleneklerin ayakta kalması bu tür uzun vadeli ilişkilerle paralellik içindeydi. Oysa kapitalizm insani bağların kopmasını, insanların serbest atomlar haline gelmesini ister ve bunu sağlar. İnsanın emeğini en uygun koşullarda satması için yalnız, desteksiz olması şarttır. Aidiyetler ise insan emeğinin elverişli koşullarda kiralanabilmesini, ucuz işgücü depolarının oluşmasını engeller. Bu yüzden insanlar arasındaki en güçlü bağ olan din kapitalizmin baş düşmanıdır ve her yerde onu yıkmak ister. 

Ekonomiyi ayrı sayar 

Batı kapitalizmi toplumsal yaşamın her alanını belirleyen, doğru ve yanlışın ne olduğunu attığımız her adımda söyleyen din kurallarını istemez. Ama bu düşmanlığı açık bir şekilde yapmaz, bunun yerine ekonominin toplumsal ahlaktan ayrı, bağımsız bir alan olduğunu, kendi kuralları bulunduğunu söyler. Ekonomi ile toplumu ayırır. Haksız ve adaletsiz ekonomik ilişkileri olağan, “ticaretin gereği”, ekonominin yasası olarak gösterir. Öyle ki insafsız bir sömürücü bile hayatının diğer alanlarında “şeklen” dindar görünebilir ve bu riyakârlıktan hiç de rahatsızlık duymaz. 

İnsana dokunmayan laik sistem 

Batı kapitalizmi sermayeyi ve dolayısıyla sömürüyü engelsizce büyütebilmek için devlet mekanizması ve hukuk kurallarının gerçek insan ilişkilerine dokunmamasını ister. Kapitalist devlet ve hukuk, biçimsel ve otomatik işleyen profesyonel bir organizmadır. Din işleriyle devlet işlerinin ayrılması yani laiklik, kapitalizmin özünü oluşturan emek sömürüsünün tartışma konusu yapılmaması amacını taşır. Din ve ahlak iş hayatının dışına taşınır, sadece cinsel plana indirgenmek istenir ki insanlar o konuyla meşgul olsunlar ve ekonomik ilişkileri sorgulamasınlar. Bu tuzağa dindarların çoğu rahatlıkla düşer ve ikiyüzlülük gizlenmiş olur. 

Devamı..http://www.gunes.com/yazarlar/kayahan-uygur/bati-kapitalizmi-icinde-dindarlik!%C2%A0-806024

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol